Zaman, bellek ve travmatik anıların EMDR ile yeniden düşünülmesi üzerine.
Geçtiğimiz günlerde Norveçli yazar Tor Ulven’in bir paragrafına Karin Fossum’un İsveççe romanı När djävulen håller ljuset’in ilk sayfalarında rastladım. Tor Ulven, 20. yüzyılın sonlarında yaşamış, karanlık, felsefi ve yoğun imgelerle örülü eserleriyle tanınan bir edebiyatçıdır. Metaforlarında ölüm, zaman ve varoluş sık sık birbirine karışır. Bu kısa paragrafta geçen “zamanın mikroorganizmaları” ifadesi ise beni sadece romana değil, kendi alanıma, terapinin iç dünyasına da sürükledi.
Bu cümleleri okurken, kelimeler çıtırtılarla ilerliyor, her biri önümdeki zamanı kemiriyor gibiydi. “Zamanın mikroorganizmaları” ifadesi, o kadar sade ama öyle güçlü bir imaj ki, içimde bir kapı aralandı.
Şunu düşündüm: Eğer zamanın içinde bizi geçmişten, hatıralardan, travmalardan ayıran görünmez varlıklar varsa, belki de onlar sadece tüketen değil, aynı zamanda saklayan şeylerdir.
O anda zihnim başka bir yerle bağ kurdu: EMDR terapisiyle. Travmatik anıların donmuş halde bilinçdışında varlığını sürdürdüğünü söyleyen Adaptif Bilgi İşleme Modeli (IAP) geldi aklıma.
Yani anılar, kaybolmazlar. Yalnızca erişilemez bir bölgeye çekilirler. Belki de zamanın mikroorganizmaları, o anıları yok etmiyor. Onları sadece sindiriyor, başka bir forma sokuyor, farklı bir yere taşıyor.
Ve sonra, bir gün, örneğin bir romanın ilk cümlesinde, ya da terapi odasındaki bir göz hareketinde, yeniden yüzeye çıkıyorlar. Yeni bir gözle, yeni bir anlamla.
Bu yüzden belki de hiçbir şey tam olarak kaybolmuyor. Her şey, yeniden hatırlanmak için bir yerde bekliyor.
Zamanın kendisi bir yok edici değil de, dönüştürücü olabilir mi? Bir anı, zamanın içinden geçtiğinde belki de şekil değiştirir ama özü hep oradadır. Ve biz, bazen yalnızca bir kelimeyle, onu tekrar çağırabiliriz.
Ama biliyorum, bazı anılarla yüzleşmek kolay değil. Zamanın “unutturucu” olması bazen bir umut gibi görünür. Unutturmasını isteriz. Bastırmasını. Silmesini.
Ama zaman aslında silmez; sadece gömer, üstünü kapatır, sessizleştirir, şekil değiştirir. Ve biz farkında olmasak da o anı, yaşamımızın alt katmanlarında sessizce işleyişini sürdürür.
Neyse ki, bu anılarla yeniden karşılaşmanın, onları yeniden işlemenin bir yolu var. Bir acıya dönüşmeden, onunla barışmanın. Travmalarla karşılaşmanın ve onları dönüştürmenin.
EMDR, yani Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme yöntemi, işte tam da burada devreye giriyor.
Bu yöntem, belleğin içinde donmuş, işlem tamamlanmadan yarım kalmış travmatik anıları yeniden bilinçli zihne getirip, onları duyarsızlaştırma ve iyileştirme süreci sunar.
Yani zamanın mikroorganizmalarının gizlediği o anılar, artık yavaşça çözülür, yumuşar, zarar vermeyen ama silinmeyen bir forma bürünür.
Unutmak değil, hatırlayarak güçlenmek mümkün olur.
EMDR, zamanın sindiremediği anılarla barışmanın yoludur.
Unutmak değil, hafiflemek için.
Hatırlayarak özgürleşmek için.